Mayıs, 2012 için arşiv

Ah Be Adam

Posted in Deneme on Mayıs 20, 2012 by aetiusflavius

Adam evden çıkmış, otobüs durağına doğru yürümeye başlamıştı; gideceği yer menzil olarak kağıt üzerinde kısa, fakat zaman olarak uzun sayılabilecek bir noktadaydı. Adımlarını otobüs durağına doğru sıklaştırırken zaman kaybetmemek için elde yediği poğaçaların birinden büyük bir ısırık daha aldı.

Durağa vardığında başka adamlar, kadınlar ve çocuklar vardı. Birbirlerinin isimlerini bilmeyen, ama hemen hemen her sabah aynı yerde olan, otobüste aynı koltuklara oturan ya da aynı yerlerde ayakta duran kadro. Kadro otobüste adeta bir koro idi; okuyucuların gazete sayfaları ve kitap sayfalarını çevirirken çıkardıkları hışırtı ile tümce uzunluklarına göre soluk alıp vermeleri, ders çalışan öğrencilerin altını çizdikleri yerden çıkan sesler, kulaklıklardan dışarı yansıyan sesler, aksıranlar, burunlarını çekenler, tıksıranlar. Otobüs şoförü de koro şefi edasıyla topluluğun hızını ayarlardı. Okul civarındaki duraklarda öğrenciler korodan çıkardı, tıpkı hastahaneye yaklaştıkça aksıran ve tıksıran melodilerin decrescendoya uğraması gibi. Ve bir de seyirciler vardı, otobüsün içinde bulunan, fakat düzenli olarak otobüse binmedikleri için koronun bir parçası olmayan, belki de bu yüzden koronun ahengine de vakıf olamayan, hatta melodilerin farkında bile olmayan. Anlamak için olaydan sıyrılmak gerekirdi, kimileri ise anlamamaya karar verip olayda kalmayı seçmişlerdi.

Adam otobüsten inip yürürken sigarasını yaktı. İşten çıkınca son derece yorgun olacaktı, işteyken başını kaşıyacak zamanı olmayacaktı. Düşünebildiği ender anlardan  birisiydi. İvedilikle yürür ve sigara içerken bir zamanlar çok yakın olan arkadaşlarından birini gördü, görmemezlikten geldi.  Dostlukları herhangi bir nedenden ötürü bozulmamıştı, sadece zamanla araları açılmıştı. Halbuki vaktinde o kişi için neler yapmıştım diye geçirdi içinden, hatta birlikte neler yapmıştık diye düşündü. O zamanlar, henüz gençken, belki hayalperestliklerinden ötürü belki de her şeyi yapabileceklerine olan inanmışlıklarından ötürü birlikte pek çok şeyi denemişlerdi, genelde de başarısız olmuşlardı. Sonra aklından başka bir şey geçti, ben onu aradım; fakat o beni aramadı diye. Sonra yürürken aklından geçen düşünce bambaşkaydı, içine hitaben diyordu ki dostluk dediğin süzme yoğurt mudur be adam tartabilesin. Tamam, belki arkadaşlık dediğin şey biraz daha soyut; fakat ben bizim için bir şeyler yapmaya çalıştım. Benim çabam sonuçsuz kaldı. Tamam, be adam, fakat iki ucu olan ve iki kişi tarafından taşınan değnek kopuyorsa kopmasında değneği tutan değnekçilerden ikisinin de kabahati yok mudur? Evet vardır, ama biri biraz daha kabahatlidir. Adalet eğer adaletsizlikten geliyorsa haklılık da daha fazla haklı olma isteğinden gelir. Ah be adam sen bilirsin; acele et, işe geç kalma.

Adam adımlarını hızlandırdı, işten çıkıp eve döndüğünde sabah aklından geçenleri çoktan unutmuştu bile.