René Descartes, I. ve II.Meditasyonlar

René Descartes ,31 Mart 1596-11 Şubat 1650 yılları arasında yaşamış olan Fransız matematikçi ve düşünürdür. Immanuel Kant için nasıl ki ‘Felsefeyi Uyandıran Adam’ deniliyorsa, René Descartes’de Avrupa’da gelişimi durağanlaşan felsefeyi uyandıran kişi olmuştur. Her ne kadar Rönesans ve beraberinde Reform-Anti Reform akımları ile birlikte Batı Avrupa’da  teoloji de dahil olmak üzere pek çok bilim dalı gelişmiş olsa da felsefe alanında Skolastisizm birincil öncelikteki akımdı. René Descartes ile birlikte skolastik düşünce biçemi yerini onun temellerini atmış olduğu ve kendi adının verildiği Kartezyanizm’e bıraktı.[1] Bu felsefi akımın temelini Meditasyonlar adını verdiği kitabı ile attı.

Descartes kendisinin yazmış olduğu Meditasyonlar isimli eserin gerek önsözünde gerekse I.Meditasyon bölümünde belirtmiş olduğu üzere hayatı pek çok yanlış kanı üzerinde kurduğundan kuşkulanmaktaydı. Bu yüzden Descartes insanların doğru bilgiye ulaşmaları için zihinlerini gereksiz bilgilerden temizlemelerini savunmuştur.

I.Meditasyon:

Descartes eserinin bu bölümünde herhangi bir şeyden kesin olarak emin değilse ondan şüphe edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu şüphe kesin olmayan şeyi tamamen reddetmekten ziyade onu doğru olarak kabullenmemektir. Şeyin kesinliği ya da başka bir deyişle doğruluğu ise ancak aceleci sonuçlardan ve önyargılardan kaçınarak temiz bir zihinle onu duruma göre belirli ölçütlerle yargılamak ve bunun sonucunda doğruluğunu kabul etmekti; eğer kişi aceleci davranırsa zihni bulanacak ve bu durumda bireyde şüpheye neden olacaktı.  Bu duruma müteakip olarak incelenen şeyler ayrılabildiği kadar çok boyuta ayrılacak ve bu küçük parçacıklar sayesinde birey tefekkürünü sonuca ulaşmak için daha rahat yapabilecekti. Küçük parçacıklara ayrılmış olan düşünceler sayesinde kişi tümevarabilecekti.  Tümevarmak için sistemli bir çalışma gerekeceğinden ötürü Descartes şeyler arasında sistematik bir ilişki ilk başta belli olmasa dahi onu daha küçük parçacıklara ayırdığı için bağlantıyı bulabilecek ve bu vesile ile nesnelere dahi bir düzen verebilecek ve düşüncülerini belirli bir sistem dahiline oturtabilecekti. Descartes nesneleri gerektiği kadar küçük parçalara ayırmış ve onları yeniden bir sistematik dahilinde yerleştirmeyi tasarlamış olduğundan ötürü düşünce sisteminde yer alan her parçayı tekrar ve tekrar incelemek gerektiğini ve böylelikle dışarıda kalan parçacığın olmadığından emin olmayı sağlanacağını da bu meditasyonunda belirtmiştir. Ayrıca Descartes ilk tefekküründe şeylerden birinin yanlış olması durumunda o şeyin üzerine kurulmuş olan her şeyin yanlış olacağı şeklinde bir sav ortaya sürmüştür ki bu durum onun aslında neden herhangi bir nesneyi incelerken gerektiği kadar alt seviyeden başlanması gerektiği şeklindeki düşüncesinin de bir nevi özetidir. Bunlara ek olarak Descartes duyuların kesin olarak reddilmesi gerektiğini ilk meditasyonunda söylemez, çünkü ahlâk ilkelerini reddetmez. Her ne kadar duyular insanı küçük veya uzaktaki şeylerde yanıltsa dahi bazı alanlarda yanıltmazlar ve etik kuralları da bu bazı alanların içindedir. Bu durumda Descartes incelemesini duyuları aracılığı ile yapabileceğini ‘düşünür’, bu durumu da gerek uyku gerekse uyanıklık hâllerinde iki ile üçün toplamının daima beş, karenin ise dörtten eksik ya da fazla kenarı olamayacağını örnekleyerek ileri sürer. Öte yandan, bu tarz bir durumda Descartes’i kötü niyetli bir cin kandırmış olabilir, ama kötü niyetli bir varlığın var olması ya da bir varlığın kötü niyetli olması ise salt iyi olarak tasavvur edilen Tanrı’nın varlığı ile bağdaşmaz. Yine de cinin niyetinin kötü olması hâli ve Descartes’i aldatması her ne kadar iyi niyetli Tanrı’nın varlığı ile bağdaşmıyor olsa dahi böyle bir tehlikenin var olacağı düşüncesini uyandırır Descartes’da. Bu durumda ise Descartes meşhur sözü olan Cogito Ergo Sum sözünün temelini atmış olur; yani o aldatılma tehlikesi altında olduğu için vardır ve bunu bizim dilimizde ‘Varım’ demek olan ‘Ego Sum’ olarak belirtmiştir.  Bu varım durumu kesindir, çünkü bahsi geçen kavram bireyin algılama yetisi dahilinde anlaşılmıştır.

II.Meditasyon:

Varolduğu sonucuna ulaşan Descartes’e göre birey yani ben vardır, fakat şüphe eden bir şeydir. Şüphe ettiğinden ötürü de Descartes ben kavramının karşısına tam olarak bir şey koymaya çabalar. Descartes’e göre kendisine eskiden sen nesin diye sorsalar insanım diye cevap verirmiş, insan nedir sualini ise insan düşünebilen, aklını kullanabilen bir hayvandır diye yanıtlarmış. Öte yandan hayata ve nesnelerin ve tinin varlığına karşı tamamen bakış açısını değiştirmiş olan Descartes aklını kullanabilen, ama buna rağmen hayvan diye de betimlenen insanın ne olduğuna cevap vermek için hem hayvan nedir hem de aklını kullanmak nedir sorusuna cevap verilmesi gerektiğini belirtir. Bu durumda ise birey beni tanımlamadan önce iki soruyu daha yanıtlamak zorunda kalacaktır ve bu bir bakıma daha yeni soruları da getireceği için ben sorusunun cevabını oluşturabilecek gerek ve yeter veriler değildirler. Bu durumda Descartes kendisini uzuvları olan bir beden olarak betimler  ve bu betimleme listesine bireyin aynı zamanda hisseden, beslenen, yürüyen ve düşünen bir varlık olduğunu da ekler. Descartes’in betimlemiş olduğu beden aracılığı ile kişiler beş duyu organını hissedebilirler. Descartes düşünmeyi salt insana dair bir özellik olarak belirttiğinden ötürü insanlar bedenen belirli sınırları olan, fakat düşünebilen bireyler oldukları için varolduklarını savunur. Böylece bireyin varlık nedeni düşünmektir ve bu yüzden düşünmekten ötürü hissetmek, şüpheye düşmek vs.de düşüncedir. Öte yandan duyu organlarına ait hisler vücudun doğası gereği bir beden ihtiyacı duyacağından bu hislerin beden ile bütünleşmiş olmaları gerekir. Bu durumda tin ile beden apayrı tözler olmalarına rağmen birlikte bulunuyorlardır; öte yandan töz olarak betimlenen kavramlar varolmak için kendilerinden başka bir şeye gereksinim duymazlar. Descartes sadece ben’e ilişkin soruları ele almaz, aynı zamanda bilginin kaynağını irdeler ve bunu vermiş olduğu balmumu örneği ile açıklar. Balmumunu iki parçaya ayırır ve birini yakar, yanan balmumunun gerek tadı gerek kokusu gerekse rengi değişir. Bu şeraitte her ne kadar iki parçada balmumu olmasına rağmen ikisi de farklı imgelenimler yaratmıştır ben’de bu imgelemlerden ilki değişen uzamlı bir şey iken ikincisi imgeleme olamaz; o hâlde bu zihindir. Bu durumda Descartes’a göre doğruluk bir tutarlılık getirir ve bu tutarlılık bir nesne hakkındaki düşüncenin diğer nesne ile uyuşması durumudur. Bu mesele ise Descartes’e göre aynı zamanda nesnelerin bireylerin zihninde birer dizayn yaratmış olması ve bu dizaynların her seferinde başka bir dizayn ile uyuşması ile birlikte ortaya çıkan tutarlılık sonucu doğruluktur.

Kaynakça:

[1]:90 Dakikada Descartes-Paul Strathern

http://www.turkish-media.com/forum/topic/51828-descartesta-bilgi-kurami/ http://dusundurensozler.blogspot.com/2008/07/descartes-ve-zne-olarak-benlik-devam.html

Reklamlar

3 Yanıt to “René Descartes, I. ve II.Meditasyonlar”

  1. […] dünya görüşünü zaferini yaklaşık bin yıl için ilân eder. XVII. yüzyılda Kartezyen Düşünce dünyaya yayılmaya başlar. Her ne kadar Descartes düşüncesinin Vâhiy yoluyla elde edilen düşünceye uyum […]

  2. Ebrar Says:

    Anlaşılması zor bir yazı olmuş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: