hildegard von bingen için arşiv

Hildegard von Bingen

Posted in ortaçağ with tags , , , , , , , on Mart 11, 2016 by aetiusflavius

12.yy’da tahmini olarak 1098-1179 yılları arasında yaşamış bir abla; zira abla dışında kendisine verilebilecek unvanları sıralayayım: şair, yazar, filozof, teolog, sanatçı, müzisyen, evliya, kompozitör, dramaturg, biyografi yazarı, doktor, botanikçi(bir çeşit şifacı denilebilir aslında), oyuncu, mimar, kâhin, vaiz, bir çeşit peygamber, kiliseye göre azize ve -bence- en önemlisi feminist. Günümüzdeki operaların oluşmasında kendisinin etkisi vardır mesela, önemlidir bu açıdan. Başka bir örnek verelim kendisi bir dil de üretmiştir.

Hayatından bahsedeyim. Ailesinin onuncu çocuğu olan Hildegard sekiz yaşında manastıra “vergi niyetine” –tithe der İngilizler, gelirin yüzde onu kilisenindir- verilmiştir. Ebeveynlerinin adı Hildebert ve Mechthilde’dir. Verildiği manastırın adı St.Disibod manastırıdır, burada baş rahibe olan Jutta von Sponheim’dan dersler alır. Buna istinaden manastır kadın görücüleri ile ünlü bir manastırdır; rivayete göre Hildegard von Bingen gençliğinde bu manastırda çeşitli vizyonlar görmüş, fakat kimseye söylememiştir. Manastıra girdikten otuz yıl sonra, yani Hildegard otuz sekiz yaşında iken manastırın baş rahibesi Jutta von Sponheim terk-i diyar eyler, manastırın başına Hildegard geçer. Baş rahibe olmasıyla birlikte görmüş olduğu vizyonları da bir keşişin yardımıyla kaydetmeye başlar. Bu arada yazınları ve mektuplarıyla birlikte popülaritesi de artar. Başkeşişin manastırda kalmasını istemesine rağmen o yanına aldığı elli kadar rahibe ile birlikte manastırdan ayrılır ve Rupertsburg’a bir manastır inşa ettirir, oraya taşınır. O manastırın da popüler hâle gelmesiyle birlikte yakınlarda bulunan Eibingen bölgesine yeni bir manastır inşa ettirir. İki manastırın da plan-proje kısımlarında çalışmıştır, mimar olarak anılmasının nedeni de budur.

İşin ilginç yanı Hildegard von Bingen suyun insan cildine verdiği etkiden dolayı suya güvenmez ve mümkün mertebe onu içmektense bira içmeyi tercih edermiş. Gördüğü vizyonlar kanındaki alkol oranından kaynaklanıyor olabilir. Bu arada yazmaya başlaması da görmüş olduğu bir vizyonla alakalıdır, kırk iki yaşındayken gördüğü vizyon kendisine “duyduklarını ve gördüklerini yazmasını” emreder. Bununla birlikte Hildegard von Bingen sadece vizyonlarını değil aynı zamanda botanik üzerine, tıp üzerine de eserler yazmaya başlar.

Gelelim feminizm‘ine. Öncelikle belirtmek lazım ki Abelard ile birlikte kadınlar Orta Çağ’da entelektüel çalışmalara başlamışlardı, bilhassa yunanca çeviriler hususunda. Hildegard von Bingen en temelde rahibelerin konum olarak rahiplerin altında -bir çeşit hizmetkâr olarak, hatta bir bakıma zangoç bile diyebiliriz- reddetmiştir. keza kendisi bir kadının seksten aldığı zevki tanımlayan ilk kişidir. Olabilecek en düz şekilde açıklamak gerekirse sanırım şöyle olur: Cinsellik tarihi de en azından insanlık tarihi kadar eskidir. Kadınların bir bakıma baştan çıkarıcı/ayartan olarak tanımlandığı, cinselliğe pek hoş gözle bakılmayan ve cinsi münasebeti daha çok çocuk yapma kısmıyla açıklayan kilisenin bir kadının-ki o kadın aynı zamanda klerik- cinsellikle alakalı yazması, buna istinaden şeytanla özdeşleştirilen kadının –günah keçisi terimindeki keçinin başının ya da şeytanın keçi başlı olması gibi– kadın dediğinizin aksine tanrısaldır demesi ve cinsellikten bahsetmesi onu yaşadığı çağda feminist yapmaya değer.

Hildegard Hanım’ın görüşleri şu şekildeydi:

  • Tanrısal varlıkta kadın ile erkek arasında erotik bir ilişki vardır, bu iki bileşen birbirlerinin tamamlayıcısıdır.
  • İsa Meryem’den doğduğuna göre tanrı suretini bir kadından almıştır, dolayısıyla kadın tanrısal surete erkeğe nazaran daha yakındır.

İkinci görüşü için ufak bir parantez açayım. İsa’nın Tanrı mı yoksa otuz yaşından sonra Tanrı otuz yaşına kadar da insan mı olduğu görüşü uzun yıllar boyunca Hristiyan Teolojisi’nde tartışılmıştır; hâlâ da tartışmalıdır. Soru en temelde şu idi: İsa’da var olan insani ve tanrısal özellikler değişmiş midir; yoksa değişmeden kalmış mıdır? Aslında bu soru teolojik olmaktan ziyade siyasal bir sorudur, zira Roma İmparatorluğu’nun eskiden üç merkezi vardı, bunlar Roma, Yeni Roma(yani İstanbul) ve İskenderiye’dir. İskenderiye’de rahiplik yapan Nestorius bu soruyu ortaya atarak aynı zamanda imparatorluğun siyasal erkinin dayanağını da sorgulamaktadır.

  • Nasıl ki kadın erkek için yaratılmışsa erkek de kadın için yaratılmıştır. Konuyla alakalı olan meşhur miti biliyoruz, evet Lilith.
  • Bilhassa Skolastik Düşünce’ye göre üremek için değil zevk için yapılan seks günahtır. Hildegard von Bingen buna karşı çıkmış bunun bir günah olmadığını, tam aksine Adem ve Havva’nın cennetten kovulmasından kalan bir hatıra olduğunu, dolayısıyla iyi olduğunu ileri sürmüştür.
  • Adem ile Havva’yı kıyaslayınca Adem’in cinsellik arzusu sebebiyle Havva’ya göre daha fazla günahkâr olduğunu ileri sürmüştür, zira Havva kandırılmıştır.
  • Menstrual döngü sebebiyle ortaya çıkan kan bir kadını günahkâr yapmaz ya da onu kirletmez; fakat bir askerin kan dökmesi onu daha günahkâr birisi yapar.

Tabii ki bu tarz görüşleri ileri sürmesi onun diğer teologlar ve kilise otoritesi tarafından eleştirilmesine neden olsa da hem imparatorlardan hem de papadan kâhin olduğu için saygı görmesi sebebiyle herhangi bir yaptırıma uğramamıştır. Kaldı ki yaşadığı dönemde imparator ile papa arasında sürtüşmenin had safhada olduğu, Anti-Papalık’ın olduğu bir devirdir. Hatta etkisi de uzun sürmüştür(Kulturkampf der Almanlar, Bismarck’ın konuya ilişkin bir konuşması vardır). Bunlara istinaden öldükten sonra cenazesinin bir papaz tarafından yapılmasını ve günahlarının affedilmesini istemediğini de belirtmiştir. Yanlış hatırlamıyorsam Jane Duran bu durumu da onun feminist olduğuna delalet olarak göstermiştir.

Öte yandan feminist olmadığına dair de deliller vardır. Şöyle diyelim pratikte yaptıkları ve söylemleri ile feminist gibi gözüküyor olsa da düşüncelerini ileri sürerken ataerkil dil kullanması, genel olarak kilise görüşlerini benimsemiş olması, mastürbasyonu ve eşcinselliği kınaması gibi örnekler bazılarına göre onu feminist yapmaz. Bir diğer husus da şu ki Hildegard von Bingen’in cinsellik esnasında kadın orgazmını yazması sebebiyle onun lezbiyen olduğunu ileri sürenlerin sayısı da epey fazla. Feminist olmadığına dair bir diğer husus ise kendisini “Paupercula Feminea Forma” olarak nitelendirmiş olmasıdır, Türkçesi zayıf kadın gibi bir şey.