rus mitolojisi için arşiv

Slav Mitolojisi

Posted in Mitoloji with tags , , , , , , , , , , , , , , , , , on Ağustos 1, 2014 by aetiusflavius

Kültür alanında hiçbir nesne yoktur ki kökeninde barbarlık olmasın.”[1]

Giambattista Vico bir etnik grubun incelenirken onun mitolojisinin de incelenmesi gerektiğini söyler, zira ona göre millet olma şuuruna sahip olmak için gereken unsurlardan birisi de mitolojidir. Mitoloji sözcüğünün ise geçmişte söylenen sözlerin tekrar edilmesi olduğunu kabul edersek eğer Vico‘ya bir nebze hak vermiş olabiliriz.

Slav Mitolojisi’ne giriş yapmadan önce az biraz uyum sağlayabilmek maksadıyla:

Şimdi efendim tahmin edebileceğiniz üzere Slav Mitolojisi, Slav toplulukları Hristiyan olmadan önce yaygındı. Öte yandan Slavlar Keltler gibi olsun İskandinavlar gibi olsun söze yazıdan fazla güvenmişlerdi. Gerçi bahsi geçen dönemlerde yazı yazmayı bilip bilmedikleri hakkında pek fikrim yok, zira Kiril ve Metodius’un geliştirdikleri veya icat ettikleri alfabe aşağı yukarı IX.yy ortalarına tekabül ediyor. Kaldı ki Slav Mitolojisi’ne dair yazılı kaynaklar pek çok diğer mitoloji gibi Hristiyan rahipler tarafından yazılmış olup günümüze ulaşmıştır. Öte yandan Arthurian öyküleri ve Kelt Mitolojisi’ne dair söylenceleri aktaran rahiplerin aksine Slav Mitolojisi, Baltık Mitolojisi ya da Nordik Mitoloji de dönemin rahipleri tarafından yasaklanmış ve dolayısıyla bu mitolojilere dair örnekler günümüze pek ulaşamamıştır. Yabancıların tabiri ile söyleyecek olursak “Hijacked by Jesus” diyebiliriz, yani Hristiyan olmayan ögeler Hristiyan olan ögeler ile değiştirilmekte olup motifler analojik olarak Hristiyanlığa benzetilmektedir. Yine de belirtmekte fayda vardır ki Slav Mitolojisi, Baltık Mitolojisi’ne ve Nordik Mitoloji’ye benzemekte olsa da içerisinde gerek Türk olsun, gerek İran olsun çeşitli mitolojilerden de motifler yer almaktadır. Bu durumu Theodor Benfey “Dünya masalları arasındaki benzerliğin nedeni aynı atadan gelmek değil; tam aksine milletlerin birbirlerini etkilemesidir.” şeklinde açıklamıştır[2].

 Slav Mitolojisi’nde Yaratılış Miti:

Slav Mitolojisi de Avrupa menşeili pek çok mitoloji gibi Proto-Hint-Avrupa dininden köklenmiştir. Dolayısıyla Slav Mitolojisi de benzerleri olan Baltık Mitolojisi gibi veya Nordik Mitoloji gibi içerisinde bol miktarda üç geçmesi gibi. Misalen Nordik Mitoloji de dokuz dünya vardır ve bunlar üçer klasmandan oluşur ya da insan ırkı üç sınıftadır gibi. Bu şartlar altında da Slav Mitolojisi’nde üç ve üçün katlarına –bilhassa dokuza– rastlanılması gayet normaldir.

Slav Mitolojisi de pek çok mitoloji gibi bir yumurta ile başlar. Altın Yumurta içerisinde bulunan Rod isimli tanrı yumurtayı çatlatır ve ardından görünen dünya ile eşi olacak olan (AnneLada’ yaratır. Bu esnada Rod ile Lada’nın birbirlerine duydukları sevgi sonucu karanlık da çekilir. Rod okyanusları ve denizleri gökyüzü ile birbirine bağlayan göbek bağını gök kuşağının yardımı ile keser. Ardından doğru ile yanlışı, karanlık ile aydınlığı birbirinden ayırır, dünyayı ise üç parçaya böler. Bunlardan ilki tanrıların bulunduğu Prav iken görünen dünya Yav‘dır,  yer altı ise  Nav adındadır ve ölülerin diyarıdır.

Rod dünyayı yarattıktan sonra Toprak Ana olan Zemlya‘yı dünyaya getirir, o da direk okyanus derinliklerine iner. Ardından kendi yüzünün suretinden güneşi, göğüsünden ayı, gözlerinden parlak yıldızları yaratır. Güneşin doğuşu onun kaşlarındadır, karanlık geceler onun düşünceleridir, kuvvetli esen rüzgarlar onun nefesidir. Kar, yağmur ve dolu terleri iken sesi yıldırım ve şimşektir. Dünya yaratıldıktan sonraki ince ayrıntılar ile Svarog uğraşır. Svarog aynı zamanda demircilik ve ateş tanrısıdır. Svarog gece ile gündüzü yaratır, ayın ve güneşin birbirini takip etmesini sağlar, lakin unuttuğu şey topraklardır. Ardından bir ördeği görür ve ondan denizin derinliklerine dalmış olan Zemlya ile konuşmasını ister. Ördek Lada‘nın kuvvetli nefesinden dolayı ona yaklaşamaz, Svarog Rod’dan yardım ister. İkinci denemesi iki yıl süren ördek yine başaramaz ve Svarog tekrar Rod’dan yardım ister. Üçüncü denemesi üç sene süren ördek onun dalını getirmeyi başarır. Ardından güneşin, ayın ve rüzgarın yardımıyla Toprak Ana ortaya çıkar ve ay tarafından soğutulur. Yeryüzünün ortaya çıkması ile birlikte Svarog üç tane yer altı krallığı kurar. Toprak Ana’nın yeniden okyanusun derinliklerine gömülmemesi için dev yılan olan Yusha da Svarog tarafından yaratılır, görevi ise Toprak Ana’yı tutmaktır. Depremler ise yılanın hareketinde dolayı olmaktadır.

 Slav Mitolojisi’nde Tanrılar:

Perun

Yaratılış:

  • RodGökyüzü, yeraltı ve yeryüzünün yaratıcısı. Altın yumurtadan çıkan Tanrı.
  • LadaTüm tanrıların annesi.
  • SvarogGökyüzündeki tanrıların lideri.

Gökyüzü:

  • SvarogoviçAteş ve demircilik tanrısı.
  • PerunFırtınaların, şimşeklerin ve savaşçıların tanrısı.
  • DazhbogGüneşin tanrısıdır. Beyaz tanrı anlamına gelen Belobog olarak da adı geçmektedir.

Yeryüzü:

  •  ZemlyaToprak Ana. Başlangıçta okyanusun derinliklerinde kaldığı için Mat Syra Zemlya yani Nemli Toprak Ana olarak da anılır.
  • KupalaSu Tanrıçası, bütün su kaynakları onun emrindedir.
  • Veles/VolosTarım ve hayvan evcilleştirme tanrısı.

Yeraltı:

  • ChërtYeraltı tanrısı ya da yeraltı tanrılarının lideri. Kara Tanrı anlamına gelen Chërnebog adıyla da anılmaktadır.

Diğer Tanrılar:

  • Yaro/YariloBereket ve baharın tanrısıdır.
  • ZoryaSabah, akşam ve gece olmak üzere üç tanelerdir. Küçük Ayı Takımyıldızı’nda esir tutulan Vahşi Köpek’in ya da Simurg’un dünyayı yemesini engellerler.
  • StribogRüzgar tanrısı.
  • DogodaBatı rüzgarı.
  • MokoshBereket tanrıçası.

Sihirli Varlıklar:

  • Baba YagaGenellikle insan yiyen ve son derece güçlü olan bir cadıdır.
  • BogatyriYuvarlak Masa ve Şövalyeleri’nin Rus varyasyonunda geçerler. Üç kişidirler.
  • RoragAnka benzeri bir kuş, kıpkırmızı tüyleri vardır. Rod’un içinden çıktığı yumurta ile ilişkilendirilir.
  • Seryi VolkŞekil değiştirebilen ve büyük bir bilgeliğe sahip olan kurttur.
  • SimarglBildiğimiz simurg olduğu kadar ejderhaya da tekabül ettiği oluyor köpek başlı uçabilen bir cins kuşa da.
Referanslar:

[1]: Walter Benjamin -Pasajlar- Tarih Kavramı Üzerine- Bölüm 6 sf.41
[2]: Dr. Süheyla Sarıtaş- Halk Bilimine Giriş I

 

Reklamlar

Kazaklar/Kozaklar

Posted in Tarih with tags , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , on Ağustos 25, 2013 by aetiusflavius

Ilya Repin’in meşhur “Türk Sultanına Mektup Yazan Zaporojya Kazakları” isimli tablosu ile Türkiye’de de meşhur olan ve Zaporijya’da yaşayan Kazaklar özellikle 16.yy ile 1775 senesinde meşhur çariçe II.Katerina’nın emri ile Zaporijya Siçi kaldırılana kadar Doğu Avrupa tarihinde önemli rol oynamış topluluktur.

repin-ilya-reply-of-the-zaporozhian-cossacks-after-painting-by-ilya-repin-1880-1891

Zaporojya Kazakları hakkında birkaç kelam etmeden önce Zaporijya’dan bahsedelim. Bölge coğrafi olarak doğuda Don Nehri, kuzeyde Kiev ve batıda Dinyester ile Azak Denizi’nin kuzeyi arasındaki steplerdir. Zaporojya Kazakları da bu bölgede genellikle Dinyeper Nehri civarında yaşayan insanlardı. Zaporojya Kazakları’nın adı ise üsleri olan Zaporijya Siçi’nden(Siç=Tahkimat/Berkitilmiş Kale) gelmekte olup Zaporojya ismi çağlayanların ardında/ötesinde anlamındadır (za=beyond/öte ile poróhy=rapid/çağlayan).

“Son senelerde Osmanlı Devleti tarihiyle dolaylı olarak ilgili olması sebebiyle kazakların tarihinden kafi malumat almak için, bu millete bir göz atmak ve üç büyük şubesini zikretmek gerekir. Kazaklar Don sahillerinde Dniepr şelale/eri ve bu nehrin munsabından Bug nehrine kadar uzanan bataklıklar yakınında yerleşmişlerdi. Birinci takımları “Don” kazakları yahud payitahtlarına nisbetle “Çerkes” Kazakları diye adlandırılırlardı. İkinciler Zaparag yahud “Şelale” Kazakları ismiyle anılır ve başlıca ikametgahları olan Seca şehri şelale yakınında bulunurdu. Üçüncü şubeye, Osmanlılar tarafından üç kısma ayrılarak “Barabaş”, “Sarıkamış” ve “Potkal”  Kazakları denilirdi.”[1]

Kazak sözcüğü Türkçe bir sözcük olup özgür insan anlamına gelmektedir, kuvvetle muhtemel kelimenin kökeni “gezmek”tir, Kazak sözcüğü Rusça’da ise Kozak olarak bulunur. Yaşadıkları bölge tarih boyunca Asya’dan gelen toplulukların göç ettikleri hat üzerinde bulunduğu için Kazakların etnik kökeni konusunda bir şey dememiz son derece güçtür. Zaporijya Siçi’nde oluşturdukları yapı itibariyle diyebiliriz ki Kazaklar Ortodoksluk şemsiyesi altında toplanan ve etnik olarak karışık bir topluluktur. Her ne kadar bölge yoğun olarak Asya’dan gelen göçler sebebiyle Türk etkisi altında olsa da, en basitinden Kazak ismi ya da Ataman ünvanı, Korkunç İvan zamanında boyarların ve pek çok serfin de güneye kaçıp Kazak yapılanmasına girdiğini biliyoruz. Serflerin ve insanların Kazaklara kaçmaları ile ilgili nerede gördüğümü hatırlamıyorum, ama bir kaynakta da bu insanların otoriteden kaçtıkları ve bu yüzden özgür olduklarını dolayısıyla da kendilerine özgür dedikleri ile ilgili bir yazı görmüştüm. Bu verilerden de daha önce de demiş olduğumuz gibi Kazaklar bağımsız yaşamaya düşkün, etnik kökenden ziyade dini kökenin öne çıktığı topluluktur. Gerek Kazakların tarihini, gerekse Zaporojya Kazaklarınınkini üç temel dönemde incelebiliriz, bunlar sırasıyla:

  1. Tatarlar ve Türkler ile geçen mücadele dönemi
  2. Polonya-Litvanya Birliği’ne karşı mücadele dönemi
  3. Zaporijya Siçi’nin yıkılması itibariyle Rusya Çarlığı güdümündeki dönem

16.yy’ın ortalarından itibaren Kazaklar ile Tatarlar arasında stepler için başlayan mücadele gittikçe yayıldı. Bu esnada 1572 senesinden itibaren bir grup Kazak Atamanı da bizim tarih kitaplarında kısaca Lehistan olarak bilinen Polonya-Litvanya Birliği güdümüne girdiler(İngilizcesi Registered Cossacks olan Kazaklar bunlardır). Bunu şöyle açıklayalım: 16.yy’ın başlarında Kırım Tatarları ve Osmanlı akıncıları sürekli olarak Lehistan’ın daha da içlerine giriyorlardı. Lehistan ise bunları uzaklaştırmakta başarılı olamıyor, askeri açıdan yetersiz kalıyorlardı. Lehler bu şartlar altında bağımsız yaşayan Kazaklar ile anlaşma yoluna gittiler. Leh soyluları Kazak askerlerini para karşılığı çalıştırmaya başladılar, Kazaklar önce akınların azalmasını sağladılar zamanla da karşı akınlara başladılar. Yine Lehistan’ın Rutenya bölgesinde hakim güç olması ile birlikte Zaporojya Kazakları da Lehistan güdümüne girdiler. Burada Rutenya hakkında ufak bir not düşelim, Kiev-Rus prensliğinin kurulduğu bölge burasıdır, bazı araştırmacılar Rutenya ile Rus adı arasında bir bağ bulunduğunu düşünürler, burada onların argümanını destekleyen temel öge ise Slav Mitolojisi’nde yer alan Çek-Rus ve Leh hikayesidir. Hikaye kısaca avlanmaya giden üç kardeşin farklı avlar peşine düşmesi şeklindedir, Çek olan avının peşine düşer ve batıya doğru giderek Bohemya’da(Çek Cumhuriyeti) kendi devletini kurar, avladığı hayvanı da arma olarak kullanır, hayvan ise aslandır. Leh ise kuzeye çıkar, sabah güneşinde beyaz bir kartalı avlar; o yüzden Polonya arması kartaldır. Rus olan ise doğuya doğru gider ve Kiev Rus devletini kurar. Bu devletin armasında bir süvari gözüktüğü için sanırım bir şey avlayamadı kendisi. Yine de konudan kopmayıp devam edecek olursak Tatar+Türk grubuna karşı Lehistan destekli Kazak mücadelesi 1648 senesinde Kazak önderi Bogdan Hmelnietski ayaklanana kadar sürdü. Hmelnitski Ayaklanması’nı ekşisözlükte yazmıştım, şuradan ulaşılabilir. Ayaklanma gerçekleşene kadar ki zaman içerisinde Kazaklar ile geçen en önemli olaylardan birisi şüphesiz ki 20 Temmuz 1624 tarihinde Kazak korsanlarının şayka adını verdikleri altı düz tekneler ile İstanbul’a baskın vermeleridir. Şayka ise hız, manevra kabiliyeti vs gibi özellikler bakımından Vikinglerin uzun gemilerine benzemekteydi, ona da şuradan ulaşılabilir. Velhasılı kelam Kazak saldırıları sadece İstanbul ile sınırlı kalmadı, fırsatını buldukları anlarda Karadeniz’e kıyısı bulunan şehirlere saldırdılar. 1637 senesinde ise Don Kazakları Azak Kalesini ele geçirdiler, 1642 senesinde ise Osmanlı’nın savaş tehdidi üzerine kale Rusya tarafından Osmanlılara teslim edildi. Azak Kalesi ise yüz küsür sene boyunca Osmanlılar ile Ruslar arasında mücadele sebebi oldu, pek çok kez iki taraf tarafından da kuşatıldı ve el değiştirdi; Küçük Kaynarca Antlaşması ile kalenin durumu nihayete erdirildi. Kale sonsuza kadar Rusya’da kalacaktı. Velhasılı kelam kısa kesecek olursak Lehistan Tatar tehdidi altında idi ve Osmanlı kıyıları da Kazak tehdidi altındaydı, bu durum 1648 senesinde gerçekleşen isyana kadar devam etti. Bu arada Osmanlı ile Lehistan arasında sadece Kazak ve Tatar problemi değil, aynı zamanda Moldova ve Boğdan sebebiyle de karşı karşıya geldiler. Literatürde Great Turkish War ya da Kutsal İttifak Savaşları olarak geçen savaş ile birlikte iki devlet toplamda dört defa savaştı ve evet, ikisinde asıl sebep Kazaklar ve Tatarlar iken diğerinde Boğdan/Moldova idi. Velhasılı kelam 1648 senesinde isyan patlak verdi, ardından da 1655 senesinde Büyük Kuzey Savaşı başladı, tarihin akışı da değişti.

1648 senesinde üstteki resimde görülen Bogdan Hmelnitski isyan etti. İsyan bir anda tüm Rutenya’ya yayıldı, Kazakları ise Kırım Tatarları desteklediler, ele geçirilen esirler İstanbul’a yollanıldı. Hmelnitski İsyanı 1648-1657 yılları arasında sürdü, bu isyanda yalnızca iki sene yani 1654-1656 yılları arasında Tatarlar Lehistan ile ortak hareket ettiler. Hmelnitski İsyanı hakkında uzun uzadıya durmuyorum, önceden de link vererek açıklamıştım, ama sonuçları hakkında birazcık bahsetmek istiyorum. İsyan sonrası ile birlikte Polish-Lithunian Commonwealth’in adı Polish-Lithunian-Cossack Commonwealth’e dönüşmüş olsa da Zaporojya Kazakları artık Rus güdümüne girmeye başlamışlardı, 1653 Pereyasvl Uzlaşması ile. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Polonyalı yazar Henryk Sienkiewicz isyanı konu edinen, dilimize Ateş ve Kılıç(Ogniem i Mieczem) olarak çevrilmiş bir roman yazdı,1999 senesinde Jerzy Hoffman tarafından sinemaya aktarıldı.

İsyan tam bastırılmak üzere iken Polonya tarihinde bir felaket daha oldu, buna da tufan anlamına gelen Potop‘u verdiler. Ona da şuradan ulaşılabilir. Her ne kadar Lehistan zaferle ayrılmış olsa da çöküşü başladı ve ilginçtir aynı dönemlerde de Osmanlıların çöküşü başladı. Kazaklar isyan ile birlikte yarı bağımsız bir statü kazanmış olsalar da bu durum çok uzun sürmedi, çünkü hem Osmanlının hem de Lehistan’ın güç kaybetmesi ile birlikte Rusya güdümüne girdiler. Aynı yazar, Henryk Sienkiewicz, Potop’u da anlattı, 1974 senesinde yine aynı yönetmen, Jerzy Hoffman, tarafından dizi şeklinde sinemaya aktarıldı.

Kazaklar Rusya güdümüne girdikten sonra önce Zaporijya Siçi rezarvuar inşaası sebebiyle sular altından kaldı. Ardından da atamanlık yasaklandı. Sonrasında ise zamanla Rusya’nın herhangi bir askeri sınıfına dönüştüler. Siç’in sular altında kalmasından sonra bir kısım Kazak Osmanlılara sığındı ve onların adına çalışmaya başladılar, bunların yine bir kısmı Türkiye’ye göçtüler.

[1]: Baron lozef Von Hammer-Purgstaıı, “Osmanlı Devleti Tarihi”‘

Dipnot: İlya Repin’in tablosundaki pembe kaftanlı beyaz kapaklı kişi Taras Bulba‘dır.